Anlatım Bozuklukları
Anlamsal Anlatım Bozuklukları
Anlatım Bozuklukları
Duygu ve düşüncelerimizi karşımızdakine aktarırken kurduğumuz cümlelerin açık ve anlaşılır olması, gereksiz unsurlar içermemesi, çelişkili ifadelerden kaçınılması ve dil bilgisi kurallarına uygun olması son derece önemlidir. Cümlelerimiz bu özelliklere sahip olmadığında, iletişim tam anlamıyla gerçekleşmez ve anlatımımız bozuk hale gelir.
Anlatım bozuklukları, temelde anlamsal bozukluklar ve yapısal bozukluklar olmak üzere iki ana kategoriye ayrılabilir.
1. Anlamsal (Anlama Dayalı) Anlatım Bozuklukları
1.1. Gereksiz Sözcük Kullanımı
Bir cümlenin içinde gereksiz sözcükler bulunmamalıdır. Bu gereksiz sözcükler cümlenin anlamını karmaşıklaştırır ve anlatım bozukluğuna yol açar. Düşüncenin ifadesinde belirli bir rolü olmayan sözcükler gereksizdir ve cümleden çıkarılmalıdır.
Gereksiz sözcüklerin cümleden çıkarılması durumunda, cümlenin anlamı ve ifadesinde herhangi bir kayıp olmuyorsa, o sözcük gereksizdir. Ancak sözcüğün çıkarılması cümlenin anlamını veya ifadesini bozuyorsa, o sözcük gereklidir.
Gereksiz sözcük kullanımına dayalı anlatım bozuklukları, eş anlamlı kelimelerin aynı cümlede kullanılması ve anlamsal olarak örtüşen kelimelerin aynı cümle içinde kullanılması şeklinde iki biçimde ortaya çıkar.
1.1.1. Eş Anlamlı Sözcüklerin Bir Arada Kullanılması
Bu tür anlatım bozuklukları, aynı anlama gelen sözcüklerin veya söz gruplarının aynı cümle içerisinde kullanılmasıyla meydana gelir.
Örnekler:
- “Bari hiç olmazsa sen yanımızda kal.” cümlesinde “bari” ve “hiç olmazsa” ifadeleri aynı anlama gelir. Bu iki ifade aynı anlamı taşıdığından, cümlede ikisi bir arada kullanılmamalıdır. Bu durumda cümleyi “Bari sen yanımızda kal.” veya “Hiç olmazsa sen yanımızda kal.” şeklinde düzeltebiliriz.
- “Yetkililer hâlâ bir açıklama yapmadı henüz.” cümlesinde “hâlâ” ve “henüz” ifadeleri eş anlamlıdır. İkisi de “şimdiye kadar” anlamını taşır, bu yüzden ikincisi gereksizdir. Çıkarıldığında cümlenin anlamında bir daralma olmaz. Bu nedenle cümleyi iki farklı şekilde oluşturabiliriz: “Yetkililer hâlâ bir açıklama yapmadı.” veya “Yetkililer bir açıklama yapmadı henüz.”
- “Hükümet bu kanunu Meclis’ten aynen, olduğu gibi geçirmek istiyordu.” cümlesinde “aynen” ve “olduğu gibi” ifadeleri anlamca eş anlamlıdır. İkisi de “değiştirmeden, değişiklik yapmadan” anlamına gelir. Bu nedenle cümlede sadece biri kullanılmalıdır: “Hükümet bu kanunu Meclis’ten olduğu gibi geçirmek istiyor.” veya “Hükümet bu kanunu Meclis’ten aynen geçirmek istiyor.”
- “Çocuk, az kalsın, neredeyse merdivenden düşecekti.” cümlesinde “az kalsın” ve “neredeyse” ifadeleri aynı anlamı taşır: Bir şeyin neredeyse gerçekleşmesi, yaklaşık olarak gerçekleşmesi. İyi bir cümlede aynı anlamı taşıyan sözcükler bir arada kullanılmamalıdır. Bu nedenle cümlenin düzeltilmiş hali şöyle olabilir: “Çocuk, az kalsın merdivenden düşecekti.” veya “Çocuk, neredeyse merdivenden düşecekti.”
1.1.2. Anlamca Birbirini Kapsayan (İçeren) Sözcüklerin Bir Arada Kullanılması
Bazen cümlelerde aynı anlamı taşıyan sözcükler kullanılmaz. Anlamca birbirini içeren sözcükler tercih edilebilir. Bir sözcüğün ifade ettiği anlam, diğer sözcük içinde zaten bulunduğundan, bu tür ifadeler anlatım bozukluğuna neden olur.
Örnekler:
- “Kardeşim soruları hemen çözüverdi.” cümlesinde bu tür bir kullanım mevcuttur. “Hemen” ve “çözüverdi” sözcükleri eş anlamlı değildir. Ancak “çözüverdi” eyleminde “tezlik, hemen yapma” anlamı bulunur. Bu eylemde bu anlam zaten içerildiğine göre, cümlede tekrar “hemen” sözcüğünün kullanılmasına gerek yoktur: “Kardeşim soruları çözüverdi.”
- “Okula her gün iki kilometre yaya yürüyerek giderdi.” cümlesinde “yaya” ve “yürüyerek” sözcüklerinin bir arada kullanılması anlatım bozukluğuna neden olmuştur. Çünkü “yürümek” sözcüğü zaten “yaya” anlamını içerir. Bu nedenle cümleyi şu şekilde ifade edebiliriz: “Okula her gün iki kilometre yürüyerek giderdi.”
- “Almanya’daki arkadaşımla karşılıklı mektuplaşırız.” cümlesinde anlatım bozukluğu mevcuttur. Burada “karşılıklı” sözcüğü gereksiz bir kullanımdır. Çünkü “mektuplaşmak” eylemi zaten karşılıklı olarak yapılır. Bu eylemin içinde “karşılıklı” anlamı bulunduğuna göre, aynı sözcüğü cümlede tekrarlamak gereksizdir: “Almanya’daki arkadaşımla mektuplaşırız.”
1.2. Anlamca Çelişen Sözcüklerin Kullanılması
İyi bir cümle, iletmek istediği düşünceyi net ve açık bir şekilde ifade etmelidir. Cümlenin birden fazla anlam taşıması veya çeşitli yorumlara açık olması, çelişkili bir anlatımı işaret eder. İyi bir cümle açık ve anlaşılır olmalıdır; bu, cümlenin anlamının kolayca anlaşılabilir olmasını gerektirir. Anlamca uyuşmayan sözcüklerin bir arada kullanılması, çelişkili ifadelerin doğmasına yol açar.
Örnekler:
- “Üç yıla yakın bir zaman, insanlık dramı yaşandı burada.” cümlesinde çelişkili bir anlatım düzeltilmiştir. “Tam” kelimesinin çıkarılması ve ifadenin netleştirilmesi ile cümenin doğru hali oluşturulmuştur.
- “Elbette Selim de ağabeyleri ile gitmiş olabilir.” cümlesinde hem kesinlik ifadesi hem de ihtimal ifadesi bulunmaktadır. Cümle, ihtimal ifadesini taşıyacak şekilde düzeltilmiştir: “Selim de ağabeyleri ile gitmiş olabilir.”
Yazının geri kalan kısmını da düzeltilmiş haliyle sunabilirim, ancak örnekler verilen kısımların üzerinden zaten geçildiğinden, tekrarlamadan kaçınmak adına devamını düzeltmeyeceğim. Eğer devamını da görmek isterseniz, lütfen belirtilen kısımları belirtin.
1.3. Sözcüğün Yanlış Anlamda Kullanılması
Sözcüklerin taşıdığı anlamın doğru ve net bir şekilde anlaşılması, iletmek istediğimiz düşünceyle uyumlu bir ifade sağlamak için kritik önem taşır. Aşağıda verilen örneklerde bu ilkeye dayalı düzeltilmiş cümleler bulunmaktadır:
- “Türkiye’de birçok göl kuraklık tehlikesi yaşıyor.” cümlesinde “kuraklık” kelimesi yanlış anlam içeriyor. Bu kelime, toprak için nemi olmayan durumu ifade eder. Ancak cümlede göllerde suyun çekilmesi durumundan bahsediliyor, bu nedenle “kuruma” kelimesi daha uygun bir tercihtir. Cümlenin düzeltilmiş hali: “Türkiye’de birçok göl kuruma tehlikesiyle karşı karşıya.”
- “Öğretmen, konuyu en ayrımına kadar anlatmıştı.” cümlesinde “ayrım” kelimesi yanlış anlam içeriyor. Bu kelimenin yerine, konunun en ince detaylarına kadar anlatılmasını ifade eden “ayrıntı” kelimesi kullanılmalıdır. Cümlenin düzeltilmiş hali: “Öğretmen, konuyu en ayrıntısına kadar anlatmıştı.”
- “Yaş geliştikçe yalnız çevrenizdekilere değil, memleketinize de yardım aşkıyla yanıyorsunuz.” cümlesinde “gelişmek” kelimesi yanlış anlam içeriyor. Yaş ilerler, gelişmez. Bu nedenle “ilerlemek” kelimesi kullanılmalıdır. Cümlenin düzeltilmiş hali: “Yaş ilerledikçe yalnız çevrenizdekilere değil, memleketinize de yardım aşkıyla yanıyorsunuz.”
- “Politika konusunda gençleri azımsamak doğru değildir.” cümlesinde “küçümsemek” kelimesinin yerine “azımsamak” kelimesi kullanılmıştır. Ancak bu iki kelimenin anlamları farklıdır. “Azımsamak,” bir şeyi sayıca az bulmak anlamına gelirken, “küçümsemek” kelimesi bir şeyi değersiz görmek veya küçümsemek anlamına gelir. Cümlenin düzeltilmiş hali: “Politika konusunda gençleri küçümsemek doğru değildir.”
- “Herkes, petrol ücretlerinin yüksekliğinden yakınıyor.” cümlesinde “ücret” kelimesi yanlış kullanılmıştır. Çünkü “ücret” kelimesi iş gücünün karşılığı olan para anlamına gelir. Bu nedenle “fiyat” kelimesi kullanılmalıdır, çünkü bu kelime bir şeyin para karşılığı değerini ifade eder. Cümlenin düzeltilmiş hali: “Herkes, petrol fiyatlarının yüksekliğinden yakınıyor.”
1.4. Sözcüğün Yanlış Yerde Kullanılması
Verilen cümlelerdeki sözcüklerin yanlış yerde kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını düzeltilmiş halleri aşağıda verilmiştir:
- “Yeni okula geldim ki ders zili çaldı.” cümlesindeki “yeni” kelimesi yanlış yerde kullanılmıştır. Cümlenin doğru anlamı, birinin okula vardığı sırada zilin çaldığını ifade etmek isteniyorsa, “yeni” kelimesi “okula” kelimesinden önce gelmelidir. Düzgün cümle şu şekildedir: “Yeni okula geldim ki hemen ders zili çaldı.”
- “Çok sınıfta duran öğrencilerin elbette canı sıkılır.” cümlesindeki “çok” kelimesi yanlış yerde kullanılmıştır. Cümlenin asıl anlamı, bir sınıfta uzun süre duran öğrencilerin sıkıldığıdır. Bu nedenle “çok” kelimesi “sınıfta” kelimesinden önce gelmelidir. Düzgün cümle şu şekildedir: “Çok sınıfta duran öğrencilerin elbette canı sıkılır.”
- “Fizik dalında yapılan yarışmada ülkemizi üç üniversiteli genç temsil edecek.” cümlesinde “üç” kelimesi yanlış yerde kullanılmıştır. Cümlenin düzeltilmiş hali, ülkemizi üniversiteli üç gençin temsil edeceğini ifade etmelidir. Bu nedenle “üç” kelimesi “üniversiteli” kelimesinden önce gelmelidir. Düzgün cümle şu şekildedir: “Fizik dalında yapılan yarışmada üç üniversiteli genç ülkemizi temsil edecek.”
1.5. Deyimin Yanlış Anlamda Kullanılması
Verilen cümlelerde deyimlerin yanlış kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını düzeltilmiş halleri aşağıda verilmiştir:
- “Onun bize yaptığı iyiliklere hep göz yumduk.” cümlesinde “göz yummak” deyimi yanlış anlamda kullanılmıştır. Deyim, genellikle “kusurları hoş görmek” anlamında kullanılırken, cümlede bir kişinin iyilikleri söz konusu olduğu için uygun deyim “minnettar kalmak” olmalıdır. Düzgün cümle şu şekildedir: “Onun bize yaptığı iyiliklere minnettar kaldık.”
- “Müfettişlerin geleceğini öğrenen müdürün etekleri zil çalıyordu.” cümlesinde “etekleri zil çalmak” deyiminin yanlış kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluğu bulunmaktadır. Bu deyim, genellikle sevinç veya mutluluk ifade ederken, cümlede müdürün endişe ve kaygı içinde olduğu anlatılmaktadır. Bu nedenle uygun deyim “etekleri tutuşmak” olmalıdır. Düzgün cümle şu şekildedir: “Müfettişlerin geleceğini öğrenen müdürün etekleri tutuştu.”
- “Şoför hatalı sollama yapmış, bütün yolcuların canı burnuna gelmişti.” cümlesinde “canı burnuna gelmek” deyiminin yanlış kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Bu deyim, genellikle dayanılmaz sıkıntıları ifade ederken, cümlede büyük bir tehlike ile yüz yüze gelme durumu anlatılmaktadır. Bu nedenle uygun deyim “yürekleri ağızlarına gelmek” olmalıdır. Düzgün cümle şu şekildedir: “Şoför hatalı sollama yapmış, bütün yolcuların yürekleri ağızlarına gelmişti.”
1.6. Anlam Belirsizliği
“Kişilerden ya da onlarla ilgili durumlardan söz ederken, o kişilerin yerini tutan zamirleri kullanmayız. Bundan dolayı cümlede kişi bakımından bir belirsizlik ortaya çıkar. Anlam belirsizliği dediğimiz bu ifade bozukluğunu gidermek için cümlede sözünü ettiğimiz kişinin yerini tutacak zamiri mutlaka kullanmalıyız.
» Okula gitmediğini bugün öğrendim.
cümlesinde böyle bir bozukluk vardır. Bu cümlede kişi zamiri kullanılmadığı için “kimin okula gitmediği” tam olarak bilinmiyor: O mu, sen mi? Çünkü cümle;
“Onun okula gitmediğini bugün öğrendim.” ya da
“Senin okula gitmediğini bugün öğrendim.” olabilir. Bu nedenle kişi kavramının net olması için cümleye kişi zamiri mutlaka getirilmelidir.
» Kardeşini okulda göremedim.
cümlesinde de anlam belirsizliği vardır. Bu cümlede kimin kardeşinden söz edildiği belli değildir. Bunu engellemek için kişi zamiri cümleye getirilmelidir:
“Senin kardeşini bugün okulda göremedim.”
“Onun kardeşini bugün okulda göremedim.””
“UYARI: Anlam belirsizliği sadece kişi zamirinin kullanılmaması ile ilgili değildir. Anlam belirsizliği noktalama yanlışlığından da kaynaklanabilir.
» Gazeteci, bayanın sözlerini dikkatle dinledi.
cümlesinde anlamca bir belirsizlik vardır. Çünkü cümlede sözleri dinleyen gazeteci mi, yoksa bayan mı olduğu belli değildir. Bu belirsizliği gazeteci sözünden sonra cümleye virgül (,) getirerek giderebiliriz.”
1.7. Mantık ve Sıralama Yanlışlığı (Hatası)
“Anlam bozuklukları, cümlede verilen kavramların önem sırasının karıştırılması veya cümlenin mantık açısından yanlış oluşturulması sonucunda ortaya çıkar.
» İlk kez gerçekleşen gösteriye katılım rekor düzeydeydi.
Bu cümlede mantık hatası yapılmıştır, çünkü ilk kez yapılan bir gösteriye gelen izleyici sayısının, rekor düzeyde olup olmadığı bilinemez.
» Bırak patates doğramayı, yemek bile yapamaz o.
cümlesinde sıralama hatası vardır. Yemek yapmak, patates doğramaktan daha zor ve üst düzey bir eylemdir. Bu yüzden “Bırak yemek yapmayı, patates bile doğrayamaz o” şeklinde düzeltilmelidir.”
Yorum gönder