Çevre ve Toplum

4. Ünite: Çevre Sorunları

Çevre sorunu, doğal süreçlerin ve insan etkileşiminin neden olduğu çevrenin zarar görmesi, kirlenmesi ve doğal denge bozulmasına yol açan durumlardır. Çevre sorunları, hem insan kaynaklı aktivitelerden kaynaklanabileceği gibi bazen doğal olaylar sonucu da meydana gelebilir.

Çevre Sorunları

  1. Orman Tahribi
  2. Küresel İklim Değişikliği
  3. Çevre Kirliliği
  4. Asit Yağışları
  5. Ozon Tabakasının İncelmesi

Çevre Kirliliği

Su kirliliği, su kaynaklarının kullanımı sırasında suya karışan yabancı maddelerin suyun yenilenme kapasitesini aşacak şekilde artması sonucu meydana gelir.

Hava kirliliği, atmosferde insan sağlığına, yaşam formlarına ve ekolojik dengeye zararlı düzeyde bulunan kirleticilerin varlığıyla karakterizedir.

Işık kirliliği; ışığın yanlış yer, miktar, yön ve zamanlamada kullanılması sonucu oluşan bir durumdur.

Toprak kirliliği; insana özgü faaliyetler nedeniyle toprak ekosisteminin fiziksel, kimyasal ve biyolojik dengesinin bozulmasıyla meydana gelir.

Ses kirliliği; işitme ve algılama yeteneklerini olumsuz etkileyen, psikolojik ve fiziksel dengeleri bozan ve çevrenin doğal yapısını bozan bir sorundur.

Radyoaktif kirlilik; radyoaktif maddelerin havaya, suya ve toprağa karışması sonucu gerçekleşir.

Besin kirliliği; bitkisel ve hayvansal ürünlerin fiziksel, kimyasal veya biyolojik kontaminasyon sonucu besin değerini kaybetmesiyle meydana gelir.

Madenler Ve Enerji Kaynaklarına Ait Kullanımın Çevresel Etkileri

Dünya enerji talebinin büyük bir kısmı fosil yakıtlardan karşılanmaktadır. Fosil yakıtların, örneğin taş kömürü, linyit, petrol ve doğal gazın kullanımı çevre kirliliğini artırmıştır. Ayrıca, çevre yönetimi konusundaki hatalı yaklaşımlar ve çevre duyarlılığını göz ardı eden teknoloji seçimleri nedeniyle ciddi çevre sorunları oluşmuştur.

Termik santrallerde fosil yakıtların yakılması sonucu çıkan gazlar, partiküller ve tozlar atmosferde birikerek hava kirliliğine yol açar.

Petrolün çıkarılması, taşınması ve işlenmesi sırasında önemli çevre sorunları meydana gelir. Petrol arama ve sondaj faaliyetleri ekosistemi bozabilir. Petrol ürünlerinin kullanımı, atmosferde karbondioksit artışına neden olur. Ayrıca petrol tankerlerinin kazaları deniz ve okyanuslarda büyük çevre felaketlerine yol açabilir.

Nükleer santrallerde enerji üretimi için uranyum, toryum gibi elementler kullanılır. Bu süreçte ortaya çıkan atıklar radyoaktif özellik gösterir ve çevreye uzun süre zarar verebilir. Nükleer atıkların güvenli bir şekilde depolanması gereklidir.

Hidroelektrik santrallerde zehirli atık oluşmaz, ancak inşaat süreci çevre üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Barajlı hidroelektrik santraller, doğal ve kültürel varlıkların sular altında kalmasına yol açabilir.

Güneş enerjisi temiz ve çevre dostu bir enerji kaynağıdır. Ancak güneş ışınlarının dalgalı olması, depolama gereksinimi ve güneş panellerinin maliyeti gibi bazı zorlukları vardır.

Rüzgâr enerjisi düşük maliyetli bir enerji kaynağıdır, ancak rüzgârın istikrarsız olması, geniş alan gereksinimi, gürültü ve kuş ölümleri gibi sorunları vardır.

Jeotermal enerji temiz bir kaynaktır, ancak jeotermal santrallerin atıkları ve çevresel etkileri dikkate alınmalıdır.

Biyokütle enerjisi yenilenebilir bir kaynaktır, ancak düşük enerji verimi ve atıkların çevre sorunlarına yol açma riski vardır.

Enerji kaynakları kullanımlarına bağlı olarak yenilenebilir ve yenilenemez olarak ikiye ayrılır. Fosil yakıtlar ve radyoaktif elementlerden oluşan yenilenemez kaynaklar sınırlıdır ve kullanıldıkça tükenir. Yenilenebilir enerji kaynakları ise hızla kendini yenileyebilir.

Enerji Kaynakları

 

A) Tükenen Enerji Kaynakları

  1. Kömür
  2. Petrol
  3. Doğalgaz
  4. Nükleer

B) Yenilenebilir Enerji Kaynakları

  1. Rüzgar
  2. Güneş
  3. Okyanus ve Deniz Tabanı Kaynakları (Dalga, gelgit, akıntılar, vb.)
  4. Biyokütle
  5. Hidrolik
  6. Hidrojen
  7. Jeotermal

Dünya çapındaki ekonomik faaliyetlerin ve teknolojinin sürekli olarak ilerlemesi, enerji talebinin artmasına yol açmaktadır. Günümüzde, özellikle sanayi ve diğer ekonomik sektörlerde kullanılan enerjinin büyük bir bölümü fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Ancak, yenilenemeyen enerji kaynaklarının rezervleri sınırlıdır. Teknolojik gelişmeler ve endüstrileşme ile enerji tüketimi artarken, tükenen enerji kaynaklarının rezervleri azalmaktadır. Bu durum, yenilenebilir enerji kaynaklarının ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.

Kömür, geniş bir kullanım alanına sahip olan ve tükenmekte olan bir enerji kaynağıdır. Yanma özelliklerine bağlı olarak çeşitli alanlarda kullanılan kömür, özellikle enerji üretiminde yoğun olarak kullanılmaktadır. Petrol, günümüz dünyasının en değerli enerji kaynaklarından biridir. Çeşitli alanlarda kullanımı olan bu tükenen kaynak, özellikle ulaştırma sektörünün temel enerji kaynağıdır. Doğal gaz da enerji üretimi, ısınma ve ulaşım alanlarında kullanılan bir tükenen enerji kaynağıdır. Nükleer enerji, enerji üretiminde kullanılan ve çevre dostu olarak görülen bir kaynaktır. Üretim sırasında gaz salınımı olmazken, radyoaktif atıkların yönetimi önemlidir. Ancak, kazalar ve atık yönetimi gibi sorunlar önemlidir.

Yenilenebilir enerji kaynakları ise kullanım sırasında çevresel etkileri minimumda tutar. Fosil yakıtların rezervlerinin azalması nedeniyle bu kaynakların önemi artmaktadır. Bu enerji kaynakları aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın anahtarıdır.

Güneş enerjisi, dünya üzerinde en yaygın bulunan ve tükenmeyen enerji kaynaklarından biridir. Güneş panelleri aracılığıyla elektrik enerjisine dönüştürülebilen güneş enerjisi, son yıllarda teknolojik ilerlemeler ve maliyet düşüşü sayesinde önemli yatırımların odak noktası haline gelmiştir.

Rüzgâr enerjisi, tükenmeyen, sürdürülebilir ve çevre dostu bir enerji kaynağıdır. Rüzgâr, yeryüzü ve atmosferdeki farklı ısınma ve basınç farklarından kaynaklanır.

Okyanus ve deniz kaynaklı enerji, dalga, akıntı ve gelgitlerden oluşur. Henüz ekonomik açıdan büyük bir potansiyele ulaşmamış olan dalga enerjisi, su yüzeyindeki rüzgâr etkisiyle üretilir.

Biyokütle enerjisi, ısınma ve ulaşım gibi birçok alanda kullanılan temiz ve yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Bitkiler, otlar, deniz algleri ve hayvansal atıklar gibi çeşitli organik maddelerden elde edilir.

Hidrolik enerji, suyun akış hızı ve yüksekliği ile ilişkilendirilerek elektrik enerjisi üretimi sağlanır. Bu enerji türü, düşük maliyeti nedeniyle yenilenebilir enerji kaynakları arasında en yaygın kullanılanıdır.

Hidrojen, kömür, biyokütle, doğal gaz ve su gibi çeşitli kaynaklardan elde edilebilen, doğada en bol bulunan elementlerden biridir. Hidrojenin yakıt olarak kullanıldığı enerji sistemlerinde atmosfere yalnızca su buharı bırakılır. Bu nedenle, çevre kirliliğini önlemek amacıyla hidrojen gazından enerji üretme çalışmaları hızla artmaktadır.

Jeotermal enerji, yer kabuğundaki magmanın neden olduğu ısınan suların yüzeye çıkmasıyla elde edilir. Düşük maliyeti ve çevre dostu yapısı nedeniyle, coğrafi konumuna bağlı olarak birçok ülke tarafından sıkça kullanılan bir enerji türüdür. Jeotermal enerjinin en büyük avantajlarından biri de iklim koşullarından etkilenmemesidir.

Ülkeler arasındaki gelişmişlik seviyeleri, kaynak kullanımı üzerinde büyük etkiye sahiptir. Gelişmiş ülkeler, teknoloji, çevre düzenlemeleri ve toplumsal çevre duyarlılığı gibi faktörlerle kaynak kullanımına büyük önem vermektedir. Örneğin, İsveç’te Ormancılık Kanunu, ormanların sürdürülebilir ve çevre dostu şekilde yönetilmesini sağlamaktadır. Ancak, az gelişmiş veya gelişmekte olan bazı ülkelerde çevresel etkiler göz ardı edilebilmektedir. Endonezya gibi ülkelerde yanlış politikalar nedeniyle orman alanlarının büyük bölümü kaybedilmiştir.

Türkiye, son yıllarda sürdürülebilir kaynak kullanımına odaklanarak projeler geliştirmiştir. Örneğin, Kanal Edirne Projesi ile Meriç Nehri üzerindeki taşkınlar engellenmeye çalışılmaktadır. Konya Ovası Projesi ise Türkiye’nin önemli doğal kaynaklarından biri olan bu bölgenin sürdürülebilir kullanımını hedeflemektedir. Proje kapsamında Göksu Nehri suları Konya Ovası’na yönlendirilerek sulama ve içme suyu temini sağlanmaktadır.

Toprak varlığı ülkeler için hayati öneme sahiptir ve verimli şekilde kullanılmalıdır. Arazi planlaması, jeolojik, bitki örtüsü, su kaynakları ve toprak gibi faktörlerin göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Bu sayede çevreye zarar vermeden en iyi şekilde yararlanmak mümkün olacaktır.

Arazi Kullanımına Yönelik Planlamada Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Arazi kullanımına yönelik planlama sürecinde dikkate alınması gereken birçok faktör bulunmaktadır:

    1. Jeolojik Yapı: Toprağın yapısı, dayanıklılığı ve taşıma kapasitesi jeolojik yapıya bağlıdır. Jeolojik faktörler, arazi kullanım planlamasında temel rol oynar.
    2. Yeryüzü Şekilleri: Dağlar, vadiler, tepeler gibi yeryüzü şekilleri, arazi kullanımını etkiler. Eğim ve yükseklik değişiklikleri, tarım, yerleşim ve diğer faaliyetlerin şekillenmesini belirler.
    3. Doğal Kaynaklar: Madenler, su kaynakları, ormancılık gibi doğal kaynaklar, arazi kullanım planlamasında önemlidir. Bu kaynaklar sürdürülebilir şekilde yönetilmelidir.
    4. İklim: İklim koşulları, bitki örtüsü, tarım ürünleri ve enerji üretimi gibi faktörleri etkiler. Sıcaklık, yağış miktarı, rüzgarlar gibi iklim özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.
    5. Yer Altı Kaynakları: Maden rezervleri, yer altı suları gibi kaynaklar, arazi kullanım planlamasında ekonomik ve çevresel etkileriyle dikkate alınmalıdır.
    6. Bitki Örtüsü: Bitki örtüsü, toprak erozyonunu engeller, biyoçeşitliliği korur ve tarım alanlarını etkiler. Doğal bitki örtüsü korunmalı veya uygun bitki türleri seçilmelidir.
    7. Su Kaynakları: Nehirler, göller, su havzaları, sulama ihtiyacını, içme suyu teminini ve su taşkınlarını etkiler. Su kaynakları sürdürülebilir şekilde yönetilmelidir.
    8. Toprak Özellikleri: Toprak türü, verimlilik ve erozyon riskini belirler. Toprak analizleri ile uygun tarım yöntemleri ve bitki seçimi planlanmalıdır.
    9. Tarihi Yapı: Tarihi bölgelerin korunması ve kültürel mirasın sürdürülebilir şekilde kullanılması önemlidir.
    10. Çevre Sorunları: Çevre kirliliği, habitat kaybı, su ve hava kirliliği gibi sorunlar arazi kullanım planlamasını etkiler. Çevre dostu uygulamalar ve koruma önlemleri alınmalıdır.
  • Son yıllarda, küresel iklim değişikliği, ozon tabakasının incelmesi, asit yağışları, çölleşme ve biyoçeşitlilik kaybı gibi olumsuzluklar, küresel çevre sorunlarının ana başlıkları olarak kabul edilmektedir. Bu çevresel sorunların üstesinden gelmek için ülkelerin işbirliği yapması gerekmektedir.
  • Sera etkisine neden olan gazların atmosferdeki konsantrasyonunun hızla artması sonucu gerçekleşen küresel iklim değişikliği, çevresel sorunların en önde gelen nedenlerinden biridir. Karbondioksit, metan, diazotoksit, kloroflorokarbon gibi gazlar, atmosferde yansıyan ısının uzaya çıkmasını engelleyerek sera etkisini artırır ve dünyanın daha fazla ısınmasına yol açar. Sanayi Devrimi sonrasında fosil yakıtların aşırı kullanımı, sanayileşme, hızlı nüfus artışı gibi etkenler, sera etkisinin ciddi şekilde artmasına neden olmuştur. Küresel iklim değişikliği, tarım, orman ve bitki örtüsü, tatlı su kaynakları, deniz seviyesi, insan sağlığı ve biyoçeşitlilik gibi birçok alanda önemli etkilere yol açmaktadır.
  • Ozon gazı, özellikle stratosfer katmanında yoğun olarak bulunan çok zehirli ve yakıcı bir gazdır. Ozon, Dünya’yı zararlı ultraviyole ışınlarına karşı korur. Ancak klima, buzdolabı, sprey ve yangın söndürücülerde kullanılan CFC (kloroflorokarbon) gazları, ozon moleküllerini parçalayarak ozon tabakasının incelmesine yol açar. Bu durumda yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınlarında artış görülür. Bu olumsuz etkiler, doğadaki süreçler ve canlılar üzerinde çeşitli zararlara yol açar. Asit yağışları ise sülfür ve azot oksit gibi kimyasal maddelerin su buharı ile birleşerek aside dönüşmesi sonucu meydana gelir. Hem doğal hem de insan kaynaklı faktörlerle oluşan asit yağışları, ekosistemlere zarar verebilir.

Asit yağışlarının neden olduğu temel çevre sorunları aşağıda belirtilmiştir:

  • Toprağın kimyasal ve biyolojik özelliklerini etkileyerek asitleşmesine yol açar, bu da verim düşüklüğüne sebep olur.
  • Suların pH seviyelerini ve kullanım değerlerini olumsuz etkiler, su kaynaklarında yaşamı negatif etkiler.
  • Bitkilerin toprak ve su yoluyla kirlenmesine ek olarak yapraklarda yanma ve birikimlere yol açarak bitkileri olumsuz etkiler.
  • İçme suyuna, balıklara, bitkilere ve toprağa karışarak insan sağlığını etkiler; guatr, ülser, kronik bronşit, astım, anfizem gibi hastalıklara yol açabilir.
  • Solunum ve beslenme zinciri yoluyla hayvanlara da olumsuz etkileri olur; bu yağışlardan en fazla etkilenen canlılar kurbağalar ve balık yumurtalarıdır.
  • Tarihi eserler üzerinde ciddi tahribata neden olarak kültürel mirası tehlikeye atar.

Çölleşme, kuraklık ve erozyon gibi sorunlar, insan faaliyetlerinin küresel çevre üzerindeki etkilerinin bir yansımasıdır. Kuraklık ve çölleşme, tarım ürünlerini ve ekosistemleri olumsuz etkileyerek üretimi düşürür, biyoçeşitliliği azaltır, toprak erozyonunu hızlandırır, yeraltı su seviyelerini düşürerek su kıtlığına yol açar ve göçleri artırabilir.

Kuraklık ve çölleşmenin etkili olduğu alanlarda yaşanan başlıca olumsuzluklar şu şekilde sıralanabilir:

Ayrıca, bitki türlerinin yok olma riski ve hayvan türlerinin neslinin tükenme tehlikesi gibi sorunlar, hızlı nüfus artışı ve artan tüketim gibi faktörlerle birleşerek dünya genelinde önemli küresel çevre sorunlarına dönüşmektedir. Bu tür biyoçeşitlilik kaybı, madencilik, tarım, şehirleşme ve enerji talepleri gibi insan etkileri ile tetiklenir.

Sonuç olarak, asit yağışlarının çevre üzerindeki olumsuz etkileri ve çölleşme, kuraklık, erozyon gibi sorunlar, dünya çapında çevre ve sürdürülebilirlik konularında büyük zorluklar oluşturan önemli çevresel sorunlardır. Bu sorunlara karşı sürdürülebilir ve çevre dostu çözümler bulunması büyük önem taşımaktadır.

Atık, çevreye atılan veya bırakılan zararlı maddelerin sonucu olarak ortaya çıkar. Sanayi Devrimi sonrasında küreselleşen dünyada, sanayileşme ve kentleşme etkisiyle kaynakların düşüncesizce kullanıldığı ve artan tüketim nedeniyle atık miktarının büyük ölçüde arttığı gözlenmektedir. Günümüzde çevreye bırakılan atıklar, miktarları ve zararlı içerikleri nedeniyle ekolojik dengeyi bozarak çevre sorunlarını tetiklemektedir. Atıklar genellikle katı, sıvı ve gaz şeklinde sınıflandırılır.

Katı atıklar, birçok faaliyet sonucunda oluşur ve genel olarak çöp olarak adlandırılır. Bu atıklar; oluşum yerlerine göre evsel, endüstriyel, tehlikeli, özel, tıbbi ve tarımsal atıklar olarak gruplandırılabilir. Katı atıkların çevreye ve insan sağlığına zararlarını engellemek için bu atıklar toplanmalı, taşınmalı, uzaklaştırılmalı, ayrıştırılmalı ve imha edilmelidir.
Sıvı atıkların büyük bir bölümünü atık sular oluşturur; evsel, endüstriyel, tarımsal vb. kullanımlardan kaynaklanan kirlilik sonucunda meydana gelir. Atık sular, çevreyi kirletmeyecek şekilde arıtılmalıdır. Son yıllarda geliştirilen atık su arıtma yöntemleriyle arıtılan sular, çevrenin sulanması ve sanayide kullanılabilir.
Gaz atıkları; sanayi tesisleri, konutlar, taşıtlar, çöp depolama alanları, fosil yakıt kullanımı ve yangınlar sonucu oluşur. Hava, su ve toprak kirliliği yaratan gaz atıkları, bazen sera etkisiyle küresel iklim değişikliğine neden olabilir.

Geri dönüşüm, atıkların çeşitli işlemlerden geçirilerek ikinci bir hammadde niteliği kazanmasıdır. Geri dönüşüm sayesinde doğal kaynaklar korunur, enerji tasarrufu sağlanır, atık miktarı azalır, çöp alanlarının ömrü uzar ve ekonomiye katkı sağlanır. Geri dönüşümün ilk adımı atıkların kaynakta ayrı olarak toplanmasıdır. Böylece aynı türdeki atıkların karışarak kirlenmesi önlenir ve tek bir noktada toplanması sağlanır.

Plastik ambalajlar, özellikle gıda, içecek, deterjan, kozmetik gibi evsel atıkların içinde yer alan ambalajlardır. Plastik ambalaj atıkları eritilip granüle dönüştürülerek tekrar kullanılabilir. Granüller, plastik torba, boru, elyaf gibi ürünlerin imalatında kullanılır.

Metal ambalajlar, günlük yaşamda sıkça kullanılan yağ, peynir, salça gibi ürünlerin kutularını içerir. Metal ambalajların eritilip geri dönüştürülmesi enerji ve hammadde tasarrufu sağlar.

Cam ambalajlar en sağlıklı ve yüksek oranda geri dönüşebilen ambalaj türüdür. Cam atıklar renklerine göre ayrıştırılarak cam tozuna dönüştürülür. Cam tozu, kum, kireç taşı ve soda külü ile karıştırılarak yeni ürünlerin imalatında kullanılır.

Kağıt atıkları, gazete kâğıtları gibi, evsel atıkların önemli bir bölümünü oluşturur. Ayrıca kullanılmış kartonlar, mobilya yapımı veya kağıt hammaddesi olarak kullanılır.

Geri dönüşümün ikinci aşaması, değerlendirilebilir atıkların uygun araçlarla geri dönüşüm tesislerine taşınmasıdır. Üçüncü aşama ise bu atıkların geri dönüşüm tesislerinde işlenmesidir.

Yorum gönder

You May Have Missed